Ana Sayfa Blog Deri Aşkı Modayı Kimler Belirliyor?
Modayı Kimler Belirliyor?
06 Haziran 2020

Modayı Kimler Belirliyor?

Modayı kimler belirliyor? Bu konuda, hemen hemen herkes bir fikir sahibi olmakla birlikte, sağlıklı bir bilgiye de sahip değildir. Her ne kadar ortalıkta klasik söylemler dolansa da aslı pek de sanıldığı gibi değil.  

Birçok kişi modayı, ünlü pop starlarının, film yıldızlarının, müzisyenlerin veya şov dünyasında bulunan kişilerin belirlediğini düşünüyor. Bu genel olarak doğru bir düşüncedir fakat işin perde arkasında ise bu ünlüleri giydiren modacılar ve bunların bağlı olduğu moda otoriteleri vardır.  Bu modacılar ve moda organizasyonları her zaman hayatın önünden gitmek zorundadır. Bu nedenle 2 yıl öncesinden toplanıp trend ve akımları belirliyorlar. Peki, bu trendler ve akımlar nasıl belirleniyor?

Raconu Kesen Moda Organizasyonları

 Moda trendlerini belirleyen ve en büyük otorite olarak kabul edilen organizasyonlardan başlıcaları; merkezi Paris’te bulunan Uluslararası Moda Federasyonu, küresel ölçekte büyük etkisi bulunan “Uluslararası Renk Komisyonu” Intercolor, Uluslararası yün otoritesi olan Woolmark ve ona bağlı Woolmark Blend ve Wool Blend markalarıdır. İki yıl öncesinden bir araya gelen bu kurumlar, ilk önce kumaş seçimine karar veriyor. Eğer o dönemde ellerinde fazla yün stoğu veya fazla pamuk hasatı varsa, yün ve pamuk sektörünün milyarderi olan bu marklar, moda organizasyonları ile masaya oturarak, ellerinde olan pamuk veya yün stoğunu eritmek için koleksiyonlarda kullanılacak ve dolayısıyla da moda olacak olan kumaşın türünü buna göre belirliyorlar. Woolmark, Avustralya ve Yeni Zelanda’da koyun üreticilerinin ve bu koyunların yününü kullanarak üretim yapan firmaların toplandığı bir kuruluştur. Dolayısıyla da yün piyasası ondan sorulur.

Kumaş seçimi

Kumaş ve bunu dokuyan iplik, moda tasarımcısı için oldukça önemli bir materyaldir. İpliğin ham maddesi, kalitesi ve hangi renklerde üretileceğine de bu moda otoriteleri, bir araya gelerek karar veriyor. Üreticiler daha kolay satabilecekleri iplik ve kumaş üretmeyi tercih ederken, tasarımcılar ise model ve stillerine uygun kumaşları kullanmayı tercih ediyorlar. Ortak bir karar sonucunda kullanımına karar verilen kumaşlar 2 yıl içerisinde podyumlarda boy gösteriyor.

Renk seçimi

Tasarımlarda kullanılacak kumaşların özellikleri belli olduktan sonra sıra renk seçimine geliyor ve tam da burada devreye Intercolor giriyor. Uluslararası Renk Komisyonu olan Intercolor ve trend belirleyicileri tarafından seçilen bir renk paletinin, moda olacak olan kumaşlarda kullanılmasına karar veriliyor. Belirlenen bu renkler 18 - 24 ay içinde dünyanın her yerinde görücüye çıkıyor.

Tabii ki moda ve trendler sadece yün, pamuk, boya vb. sektörlerin stok durumuna ya da Intercolor’un belirlediği renklerle göre belirlenmiyor. Yani o kadar da basit değil.  Bunlarla birlikte, bu moda organizasyonlarına bağlı olarak çalışan profesyonel toplum mühendisleri bulunuyor. Toplumu analiz eden bu toplum mühendisleri, dünyadaki savaş, açlık, deprem, hava olayları veya politika vb. gelişmeleri ve bunların toplum üzerindeki etkilerini takip ederek, trend belirleyici kuruluşlara bunları rapor halinde sunuyorlar. Örneğin savaş dönemlerinde insanlar genellikle koyu tonlarda giyinmeye meyillidirler. Bu durumlara göre tüm bu bilgiler bir araya getirilerek moda belirleniyor. Daha sonra bu moda federasyonları, trendsetter ( trend belirleyiciler ) dediğimiz moda tasarımcılarını ya da moda kuruluşlarını bu konu hakkında bilgilendiriyor. 

Trend Belirleme Aşamaları

Dünyada bu alanda çalışmalar yapan ve trendleri değerlendiren kuruluşlar arasında olan İntercolor gibi daha küresel ya da BTCG ve ICA gibi 20-25 kişiden oluşan kurumların yaptığı toplantılarla birkaç yıl öncesinin moda olacak renk ve desenlerini belirleniyor. Bu moda belirleyici organizatörler, yaptıkları toplantılarda; ön gördüklerini, yeni trendleri ve ortaya çıkan sonuçları basın toplantısında duyuruyor. Özellikle de dünyanın en önemli moda etkinliklerinden biri olan ve yılda iki defa yapılan Premiere Vision’ın etkisi ise oldukça fazla. Genellikle tasarımcılardan oluşan kurullardaki bu üyeler, toplantılarda daha çok, toplumda gözlemledikleri yeni olguları kurula sunuyor. Fikirlerine göre, geleceğin olabilecek trendlerini diğer üyelerle paylaşıyor. Bir sanat etkinliği, şarkı, film, küresel olaylar gibi çeşitli faktörler tasarımcılara ilham veriyor. Ve bu kararlar sonucunda belli bir renk paletinden oluşan renk birliği sağlanırken, kumaş ve iplik seçimi de aynı kurumlarca belirleniyor. 

Trendsetter (Moda Belirleyiciler )

Bu otoritelerin belirlediği renk ve kumaş; örneğin siyah-beyaz, pamuklu ve monokrom desenli kumaşların trend olacağının bilgisini alan moda tasarımcıları ve moda evleri, başlıyor koleksiyonlar yapmaya…

Bunların en güzel ve uçta olanları defileler ve reklam kampanyalarında kullanılırken, bu modellere yakın, günlük hayatta ve ortalama insanın giyebileceği tasarımlar ise mağaza vitrinlerinde satışa sunuluyor. Bu trendsetter markalar, tasarımlarını tanıtmak için pop starları, film yıldızları veya çeşitli sanatçılarla anlaşıyor; milyonlarca dolarlık reklam ve defile harcamaları yapıyor. Göz önünde olabilmek ve moda camiasında kabul görebilmek için buna benzer çeşitli araçları kullanarak geniş kitlelere ürününü kabul ettirmeyi başarıyor.  Fakat bunca reklam kampanyaları ve çeşitli moda haftalarında sergilenen minyonlarca liralık defile harcamalarına rağmen iş yine de son kullanıcıda bitiyor. Son kararı veren kullanıcı bazen, o toplum mühendisleri, milyarder moda patronları, moda tasarımcıları, film yıldızları ve sektörün içinde olan yüzlerce kişinin didinip onca uğraşlar sonucu hem fikir olduğu tasarımları, beğenmeye biliyor. Bu da tüm emeklerin çöpe gitmesine neden oluyor. 

 Aşağı sızmak (Trickle Down) Teorisi

Moda endüstrisinin etkisini göstermeye başladığı 19. Yüzyılın Fransa’sından 2020’in fast-fashion anlayışına kadar egemen olan bir moda teorisi var: Aşağı sızmak. Trickle down olarak tabir edilen bu teori, aşağı sızmak anlamına geliyor. Bu akım; modanın; yüksek sosyetede,  üst sınıflarda veya günümüze göre tanımlarsak moda tasarımcıların şovlarında şekillendiğini ve halkın, kıyafetlerini bu belirleyici unsurlar sonucunda seçtiğini savunur. 1899’da sosyolog Thorstein Veblen tarafından ilk kez ortaya atılan bu teoriye göre; soylu bir kadın koyu kırımızı bir elbise giyer ve akabinde alt sınıfında bulunan insanlar da aynı kırmızının tonlarında elbiseler giymeye başlarlar. Modern dünyadan bakarsak, büyük moda evleri ve ünlü tasarımcılar, defile şovlarında kırmızı kürkler, vatkalı ceketler sergiler ve insanların bu ürünlere gösterdiği talep birden bire artarak bir akım haline dönüşebilir.

Yukarı Tırmanmak “Trickle up”

Bir de trickle down teorisi kadar etkili olmayan 1981’de ortaya atılmış ikinci bir teori var. “Trickle up”, yani “yukarı tırmanış” teorisi. Vivienne Westwood isminde genç ve cesur bir modacı, koleksiyonunda bu teoriyi ortaya koyuyor. Vivienne,  defilesinde punk stilinde giyinmiş modellerini sergileyerek bir alt kültür moda trendini yaratıyor. Aslında, Chanel’ın 2.Dünya Savaşı sırasında, buradaki kadınlardan esinlenerek tasarladığı hareket özgürlüğü sağlayan modelleri, bu akıma örnek gösterilebilir. Fakat bu parçalar, o dönemin koşulları ve ihtiyaçları göz önünde bulundurularak tasarlanırken Vivienne Westwood’un kreasyonları ise daha çok sosyolojik bir söylem niteliği taşıyordu. Sonuç olarak punk’ların günlük hayatta giyebilecekleri özel bir seçkiye ihtiyaçları yoktu. 

Uzun süre etkisini gösteren punk akımının yüceltildiği dönemin ardından, moda dünyasında “yukarı tırmanış” teorisinin etkisi giderek azalmaya başladı. Ta ki Balenciaga ve Vetements’in kreatif direktörü Demna Gvasalia bu akımı daha geniş kitlelere yayıncaya kadar. Geçtiğimiz sezon Sonbahar/Kış koleksiyonlarında hakimiyeti ele geçiren bu alt kültür kostümleri, uzun yıllar etkisini göstereceğinin sinyallerini veriyor. Punk, rock, hiphop, rep ve r&b gibi alt kültüre sahip kişilerin karakteristik parçaları ve kombinasyonları, Gucci, Stella McCartney ve Alexander Wang gibi büyük trendsetterların gözdesi oluyor.  Bu parçalar, basit, rahat, sokaklardan çıkıp gelmiş gibi bir izlenim veriyor. Bir markette veya alıveriş merkezlerinde alışveriş yapan insanların üzerlerinde çokça gördüğümüz bu parçalar; eşofman üstleri, yırtık Jean pantolonlar, deri ceketler, şişme montlar ve postal botlardan oluşuyor. Bu kombinler, moda haftalarında sıkça sergilenen ihtişamlı, gösterişli ve sofistike yaratımların yerini almaya devam ediyor. Modayı daha ulaşılabilir hale getiren; duruşunu ve tavrını daha samimi gösteren bu siluetler “yukarı tırmanış” teorisini küllerinden yeniden doğuruyor.